genç werther in acıları analiz
JohannWolfgang Von Goethe. 20,80 TL. İnce Kapak. Kare Yayınları. Sepete Ekle. Genç Werther'in Acıları - Hasan Ali Yücel Klasikleri. Johann Wolfgang Von Goethe. 10,80 TL. İnce Kapak.
Dönemin Anahtar Kitabı Olarak Genç Werther’in Acıları. Fırtına ve Coşku (Sturm und Drang) (1767-1785) dönemini anlamanın en iyi yolu, Goethe’nin ölümsüz klasiği ve aynı zamanda bu dönemin en önemli eserlerinden biri olan Genç Werther’in Acıları’nı okumaktır hiç şüphesiz.
GençWerther’in Acıları ucuz fiyat seçenekleri, en beğenilen modelleri, taksit imkanı ve kargo fırsatları PttAVM.com’da! Kampanyalı fiyatları yakala!
123Likes, 0 Comments - HerkesİçinKitap🍀 (@cebikitap_) on Instagram: “Johann Wolfgang Van Goethe tarafından kaleme alınan Genç Werther'in Acıları yazarın kendi”
GençWerther'in Acıları (Ciltli) Johann Wolfgang von Goethe. Koridor Yayıncılık - Özel Ürün % 20 İNDİRİM. 35,00 TL. 28,00 TL. Sepete Ekle.
Site De Rencontre Payant Au Canada. okuyun muhteşem okunulduğunda bir çok kişinin intihar ettğini duyduğum ve bu yüzden çok okumak istediğim roman. mektuplardan oluşan bir goethe lotte kimdi, nasıl biriydi? 26 kasım“ bazen kendime şöyle diyorum yalnızca senin bu türden bir yazgın var; diğer insanların mutlu olmalarına sevin- hiç kimseye senin gibi acı çektirilmemiştir. - sonra da eski zamanların bir ozanını okuyunca, kendi yüreğimin içini görür gibi oluyorum. o kadar acı çekiyorum ki! ah, insanlar benden önce de böylesine perişan olmuş mudur?” "sen, bulamayacağı şeyleri arayan bir ahmaksın"bu söz o kadar uygun bir zamanda karşıma çıktı ki okuduktan sonra boş boş karşıya baktım acı bir farkındalıkla insan olarak insana yakışanı yapan bir karakter barındıran kitap. haklı olan aklını susturup merakını cezbeden duygularını dinleyen her insan bir şeyler bulacaktır bu kitapta. bir aşk acısı bir erkeğe ne kadar ızdırap verebilir.. işte bunu anlatan güzel kitaplardan birisi.. havsalam almıyor bazen. ben onu böylesine yürekten, çılgıncasına severken; gözüm başka kimseyi görmezken o nasıl oluyor da bir başkasını sevebiliyor, anlamıyorum. mektup kitap olarak bilinen bir klasik. lakin tamamlanmamış bir kitaptır. rivayetlere göre kitabı bitirmeden intihar eden yazarın, daha sonra odasında bulunan eskizleri kitaba eklendi ve öyle yayımlandı. ekşi sözlük kullanıcılarıyla mesajlaşmak ve yazdıkları entry'leri takip etmek için giriş yapmalısın.
Merhabalar, bugün sizlere dil ve anlatımıyla çok etkilendiğim bir kitaptan bahsedeceğim ; Genç Werther'in Acıları. Bu kitabı okurken çok fazla büyülendim. Çünkü yazarımız Goethe bir aşkı çok güzel ve derin bir şekilde ele almış. Kitapta imkansız aşkını arkadaşına mektuplarla ileten Werther'in bunalım halini göreceksiniz. Bu arada bu kitabı Goethe 1774 yılında tam iki haftada yazmıştır, bu durum epey şaşırtıcı. Ve kitabın yazılmasından sonra Werther holiganları tarafından Almanya'da intihar olayları artmış ve bu yüzden kitap uzun bir süre yasaklanmıştır. Kitabın konusunu da az çok anladığınızı düşünüyorum ama kısaca bahsedelim Werther adındaki genç bir hukuk stajyerinin, diğer taraftan nişanlı bir kadın olan Lotte ile intiharına kadar kurmuş olduğu ızdırap dolu münasebetini konu alan, Goethe'nin mektup tarzındaki romanının ismidir. Goethe, 1772 yılında Mayıs ayından Eylül'e kadar Wetzlar Alman Yüksek Mahkemesinde asistan olarak görev yaptığı sırada âşık olduğu Charlotte Buff adındaki nişanlı kadına duymuş olduğu karşılıksız ilgisini, edebi-bağımsız bir forma dönüştürerek, bu romanla tasvir etmektedir. Wetzlar'de bir elçilik sekreteri olan arkadaşı Karl Wilhelm Jerusalem'in intiharı, bu trajik aşkın doğuşu ve Werther'in elleriyle hayatına son vermesi için Goethe'ye esin kaynağı olmuştur. Jerusalem, kendisi için erişilmez olan evli bir kadına gönlünü kaptırmıştır. Romanın kahramanı Lotte, kitabın oluşum safhasında, genç Goethe'nin tanışmış olduğu Maximiliane La Roche'den de izler daha çok ele almak istemiyorum az çok anladınız zaten, eminim kitabı okuyunca yazarın anlatımından da çok etkileneceksiniz. Şimdi bir de sizler için bazı altını çizdiğim kitaptaki sözleri yazacağım"Tembellik neyse keyifsizlik de odur, tembelliğin bir türüdür. Doğamızın buna eğilimi var, ancak toparlanma gücünü bulursak, kolaylıkla çalışmamız mümkün olur, gerçek hazzı elde etmenin yolu çalışmaktan geçer.""Zira yalnızca empati kurduğumuzda bir konuyla ilgili olarak konuşabilme onuruna sahibiz"" Bazen aklım almıyor; onu yalnızca ben, hem de öylesine içten, öylesine dolu dolu severken, ondan başka hiçbir şey görmez, bilmezken, ondan başka hiçbir varlığım yokken, nasıl olur da onu bir başkası da sever, sevebilir?""Ah, birazcık kaygısızlık beni dünyanın en mutlu insanı yapabilirdi...""Nasıl oluyor da insanı mesut eden bir şey aynı zamanda felaketinin de kaynağı oluyor."Evet bu güzel kitabın analizinin sonuna gelmiş bulunmaktayız, okuduğunuz için teşekkürler. Bir sonraki kitap için beklemekte kalmanız dileğiyle 💛
İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nin İDOB, 2013-2014 sezonu açılışını yaptığı ve sanatseverlerin büyük ilgi gösterdiği "Genç Werther'in Acıları" balesi, 9 Kasım'a kadar Süreyya Opera Sahnesi'nde gösterilecek. İDOB'tan yapılan açıklamaya göre, bale sezonu, 2011'de dünya prömiyeri yapılan "Genç Werther'in Acıları" balesiyle 11 Ekim'de açıldı. Ayfer Zeren başkoreograflığında perde açan İDOB'un sahnelediği, Johann Wolfgang van Goethe'nin dünyaca ünlü klasiği "Genç Werther'in Acıları"nın bale uyarlaması sanatseverlerden büyük ilgi gördü. Fransız koreograf Yannick Boquin ile İzmir Devlet Opera ve Balesi sanatçısı Siner Gönenç tarafından, F. Chopin'in müzikleri kullanılarak sahnelenen eser, seyircisiyle buluştuğu ilk yıl İDOB'a "En İyi Produksiyon" dalında ödül kazandırdı. Genç Werther'in Charlotte'ye olan aşkını, romana bağlı kalarak yorumlayan koreograf, romantik dönemin en önemli bestecilerinden Chopin'in müzikleri üzerine kurguladığı atmosferde lirizmi doruklara taşıyor. Chopin'in 28 parçasından oluşan repertuvar, Bakü asıllı piyanist ve aynı zamanda İzmir Devlet Opera ve Balesi sanatçısı Yelena Şekalyova tarafından canlı olarak seslendiriliyor. Eserin bir diğer sürprizi ise başarılı bariton Bahadır Noyan Coşkun'un seslendirdiği kendi bestesi olan arya. Eserde Werther'i Melih Mertel ve Mehmet Nuri Arkan, Charlotte'yi Deniz Zirek, Albert'i Ömer Erenler ile Onur Tunay, Albert'in yakın arkadaşı Wilhelm'i ise Olcay Tunceli, grup danslarını ise İDOB bale sanatçıları yorumluyor. Eserin ait olduğu dönem 18. yüzyılı andıran dekor ve kostümlerin yaratıcısı başdekoratör İsmail Dede, ışık ise Bülent Darcan imzası taşıyor. Eser, 22 ve 24 Ekim ile 5 ve 7 Kasım tarihlerinde saat 26 Ekim ve 9 Kasım tarihlerinde saat Kadıköy Belediyesi Süreyya Opera Sahnesi'nde gösterilecek. - İstanbul Charlotte İstanbul İzmir Kültür Sanat Haberler
Bu hafta ise edebiyat, müzik, sanat alanında dünyanın en ünlü kenti Weimar ve diğer küçük kentleri anlatmaya yağıp yağmamak konusunda kararsızdı. Bazen çiseleyip yola hazırlıksız çıkan "ahmakları" ıslatıyor, bazen de gökyüzünden sel gibi boşalıyordu. Almanya serin yazı geride bırakmış, güz yağmurlarıyla selamlaşmıştı. Çınar ağaçlarının yaprakları sarı kelebekler gibi uçuşmaya başlamıştı bile. Ağzımda siyah Köstritzer birasının acımsı karamelize tadı, arabanın camından akıp giden manzaraya dalmış kimbilir neler düşünüyordum. Önümüzdeki ilk durakta Almanya’nın kültür başkenti Weimar vardı. Ünlü sanatçılar, edebiyatçılar, besteciler bu küçük kente konuk olmuş, havasını solumuş, eserlerine konu etmişlerdi. Ben bu kentle, Goethe’nin "Genç Werther’in Acıları" adlı kitabında cadde üstündeki bir otelin önünde durdu. Kapının üstünde "Grand Hotel Russischer Hof- Kuruluş Tarihi 1805" yazıyordu. Muhteşem lobideki resepsiyondan anahtarımı alıp bir acele odama çıktım. Bütün otellerdeki gibi burada da otelin müdürü yastığımın üstüne bir mektup koydurmuştu. Adıma yazılı bu "hoşgeldiniz" mektubunun bana özel olmadığını biliyordum. Her yeni müşterinin yastığının üstünde adına yazılmış bir mektup dururdu. Müdür mektuplarına şöyle bir bakıp çöpe atardım. Ama bu mektup beni etkilemişti. Müdür Albert Voigst, ünlü besteci Franz Liszt’in, Clara ve Robert Schumann’ın, Robert Wagner’in, Hector Berlioz’un, Rus Çarı Aleksandır’ın, Johann Wolfgang Goethe’nin bu otelde kaldığını belirtiyordu. Aslında ünlülerin listesi daha uzundu ama benim tanıdıklarım bunlardı. Mektubu katlayıp çantama koydum. Geçmişte kalan Weimar kenti daha ilk adımda içine almıştı DÜŞESİN TOPLANTILARIBu gezide bana eşlik eden Alman turizm merkezi görevlisi Knut Haenschke kapıda bekliyordu. Onun peşine takılıp yürümeye başladım. Caddenin kenarlarına, koca çınarlar ve Gingko Biloba ağaçları sıralanmıştı. Yolun hemen başında, üç katlı bir evin önünde durduk. Kunt, buranın Withum Sarayı olduğunu söyledi. Cüsse olarak saraydan çok eve benziyordu. Dul düşes Anna Amalia’nın ikinci katta, soldaki üç pencereyi gösterip meşhur yuvarlak masa toplantılarının bu salonda yapıldığını söyledi. Kimler katılmıyordu ki bu toplantılara! Kentin ileri gelenleri, güzel kadınlar, müzisyenler, sanatçılar ve yazarlar. Örneğin Goethe ve Schiller toplantıların en vazgeçilmez davetlileriydi. Bir banka oturdum, ikinci kattaki üç pencereye gözümü dikip o günleri düşlemeye çalıştım. Ülke sorunları, sanat tartışmaları, dedikodular, kaçamak aşk bakışları, fısıltılar, yasak aşkların başlangıçları... Goethe bu toplantılar için, "herkesin kendi tarzında eğlendiği ve eğlendirdiği buluşmalar" dememiş miydi zaten!Biraz yürüdükten sonra, bir başka evin önünde durduk. Sarı badanalı bu ev, düşesin evinden biraz daha küçüktü. Burada Alman romantik felsefe akımının önemli düşünürü, şair, oyun yazarı, tarihçi, Friedrich Schiller oturmuştu. Üst katta, sol taraftaki iki pencere çalışma odasını aydınlatıyordu. Bu kutsal odada, "Wilhelm Tell" ile "Maria Stuart" gibi ünlü eserler kaleme alınmıştı. Kunt, ikinci katta sanatçının ailesinin oturduğunu söyledi. Karısı ve dört çocuğu bu katta yaşıyordu. En alt katta ise mutfak vardı. Aile akşam yemeklerinde orada toplanıyordu. Tabii Schiller, dul düşesin toplantısına gitmediyse veya dostu Göethe ile bir yerlerde yemek yemiyorsa."Dik kafalılığı" yüzünden zor günler geçiren Schiller, Goethe’nin desteğini alabilmek için elinden geleni yapıyordu. Ama Goethe’nin bu büyük yazara pek yüz verdiği söylenemezdi. Onu Weimar’dan uzaklaştırmak için, 40 kilometre uzaklıktaki Jena’da iş bulmuştu. O günkü ulaşım koşullarına bakılırsa, Jena bir günlük uzaklıktaydı. Goethe acaba Schiller’i kıskanmış mıydı? Yazarın genç yaşta ölümüne neden olan karın zarı iltihabı hastalığına, Göethe’nin neden olduğunu söyleyen fesatlar da vardı. Çünkü Goethe onu sürekli üzmüştü. Oysaki tüm hayatı boyunca üzerinde çalıştığı Faust’u bitirmesi için Goethe’yi zorlayan, ona destek veren Schiller EVİNDEAynı cadde üstünde beş yüz metre kadar yürüyüp bir kahveye oturdum. Karşımda bu sefer Goethe’nin evi tüm haşmetiyle duruyordu. Uzun uzun eve baktım. "Bin dilli" yazar buraya, o dönemin sanatsever dükünün davetiyle gelmiş, sırtını ona dayamıştı. O geldiğinde Weimar’ın nüfusu 6 bin civarındaydı. Ünlü yazar, Almanya’nın ortalarındaki bu yeşil kentte öylesine huzur bulmuştu ki, ömrünün sonuna kadar, yani 50 yıldan daha fazla bir süre burada yazarın görkemli yaşamının kanıtlarından biriydi. Şimdi ise Almanya’nın en çok ziyaretçi çeken müzelerinden biriydi. İçeri girdim ve odalarda düşsel bir gezintiye çıktım. Eşyaların hepsi orijinaldi. Yani Goethe şu koltukta oturmuş, şu piyanoyu çalmış, şu çatal bıçakla yemek yemiş, kalemini şu hokkaya batırmıştı. Odaları gezerken Goethe’nin, edebiyatın tanrısal katından inip gündelik yaşamdaki bir insanın kılığına büründüğünü çıkıp, birçok ünlünün yüz yıllar önce bastığı kaldırım taşlarına basarak, dar sokakta yürümeye başladım. Müze evin tam karşısındaki Weiser Schwan beyaz kuğu adlı restoranın önünden geçerken, burnuma haşlanmış et ve lahana kokusu geldi. Burası Goethe’nin konuklarını ağırladığı lokantalardan biriydi. En sevdiği yemek ise, haşlanmış dana kaburgası, yanında Frankfurt’un ünlü yeşil sosu, maydanozlu patates ve kırmızı pancar salatasıydı. Lokantanın mönüsüne bakınca o yemeklerin hálá listede yer aldıklarını en eski oteli "Elephant"ın önünde durdum. Bir seyyar arabadan kentin meşhur sosisi Rostbratwurst aldım. Koca sosis küçük ekmeğin içinden taşmıştı. Neden bu sosisler için uzun sandviçler yapmayı akıl edemediklerine kızdım. Sosisi yerken, 16. yüzyılın başlarında yapılan ve dul düşes Anna Maria’nın konuklarını ağırladığı bu otelin dört yüz yıl öncesini düşlemeye orijinal Arnavut kaldırımlarından otelime dönerken, küçük Weimar’da, geçmişin içinde gezinmenin keyfini yağıp yağmamak konusunda kararsızdı. Bazen çiseleyip yola hazırlıksız çıkan "ahmakları" ıslatıyor, bazen de gökyüzünden sel gibi boşalıyordu. Almanya serin yazı geride bırakmış, güz yağmurlarıyla selamlaşmıştı. Çınar ağaçlarının yaprakları sarı kelebekler gibi uçuşmaya başlamıştı bile. Ağzımda siyah Köstritzer birasının acımsı karamelize tadı, arabanın camından akıp giden manzaraya dalmış kimbilir neler düşünüyordum. Önümüzdeki ilk durakta Almanya’nın kültür başkenti Weimar vardı. Ünlü sanatçılar, edebiyatçılar, besteciler bu küçük kente konuk olmuş, havasını solumuş, eserlerine konu etmişlerdi. Ben bu kentle, Goethe’nin "Genç Werther’in Acıları" adlı kitabında cadde üstündeki bir otelin önünde durdu. Kapının üstünde "Grand Hotel Russischer Hof- Kuruluş Tarihi 1805" yazıyordu. Muhteşem lobideki resepsiyondan anahtarımı alıp bir acele odama çıktım. Bütün otellerdeki gibi burada da otelin müdürü yastığımın üstüne bir mektup koydurmuştu. Adıma yazılı bu "hoşgeldiniz" mektubunun bana özel olmadığını biliyordum. Her yeni müşterinin yastığının üstünde adına yazılmış bir mektup dururdu. Müdür mektuplarına şöyle bir bakıp çöpe atardım. Ama bu mektup beni etkilemişti. Müdür Albert Voigst, ünlü besteci Franz Liszt’in, Clara ve Robert Schumann’ın, Robert Wagner’in, Hector Berlioz’un, Rus Çarı Aleksandır’ın, Johann Wolfgang Goethe’nin bu otelde kaldığını belirtiyordu. Aslında ünlülerin listesi daha uzundu ama benim tanıdıklarım bunlardı. Mektubu katlayıp çantama koydum. Geçmişte kalan Weimar kenti daha ilk adımda içine almıştı DÜŞESİN TOPLANTILARIBu gezide bana eşlik eden Alman turizm merkezi görevlisi Knut Haenschke kapıda bekliyordu. Onun peşine takılıp yürümeye başladım. Caddenin kenarlarına, koca çınarlar ve Gingko Biloba ağaçları sıralanmıştı. Yolun hemen başında, üç katlı bir evin önünde durduk. Kunt, buranın Withum Sarayı olduğunu söyledi. Cüsse olarak saraydan çok eve benziyordu. Dul düşes Anna Amalia’nın ikinci katta, soldaki üç pencereyi gösterip meşhur yuvarlak masa toplantılarının bu salonda yapıldığını söyledi. Kimler katılmıyordu ki bu toplantılara! Kentin ileri gelenleri, güzel kadınlar, müzisyenler, sanatçılar ve yazarlar. Örneğin Goethe ve Schiller toplantıların en vazgeçilmez davetlileriydi. Bir banka oturdum, ikinci kattaki üç pencereye gözümü dikip o günleri düşlemeye çalıştım. Ülke sorunları, sanat tartışmaları, dedikodular, kaçamak aşk bakışları, fısıltılar, yasak aşkların başlangıçları... Goethe bu toplantılar için, "herkesin kendi tarzında eğlendiği ve eğlendirdiği buluşmalar" dememiş miydi zaten!Biraz yürüdükten sonra, bir başka evin önünde durduk. Sarı badanalı bu ev, düşesin evinden biraz daha küçüktü. Burada Alman romantik felsefe akımının önemli düşünürü, şair, oyun yazarı, tarihçi, Friedrich Schiller oturmuştu. Üst katta, sol taraftaki iki pencere çalışma odasını aydınlatıyordu. Bu kutsal odada, "Wilhelm Tell" ile "Maria Stuart" gibi ünlü eserler kaleme alınmıştı. Kunt, ikinci katta sanatçının ailesinin oturduğunu söyledi. Karısı ve dört çocuğu bu katta yaşıyordu. En alt katta ise mutfak vardı. Aile akşam yemeklerinde orada toplanıyordu. Tabii Schiller, dul düşesin toplantısına gitmediyse veya dostu Göethe ile bir yerlerde yemek yemiyorsa."Dik kafalılığı" yüzünden zor günler geçiren Schiller, Goethe’nin desteğini alabilmek için elinden geleni yapıyordu. Ama Goethe’nin bu büyük yazara pek yüz verdiği söylenemezdi. Onu Weimar’dan uzaklaştırmak için, 40 kilometre uzaklıktaki Jena’da iş bulmuştu. O günkü ulaşım koşullarına bakılırsa, Jena bir günlük uzaklıktaydı. Goethe acaba Schiller’i kıskanmış mıydı? Yazarın genç yaşta ölümüne neden olan karın zarı iltihabı hastalığına, Göethe’nin neden olduğunu söyleyen fesatlar da vardı. Çünkü Goethe onu sürekli üzmüştü. Oysaki tüm hayatı boyunca üzerinde çalıştığı Faust’u bitirmesi için Goethe’yi zorlayan, ona destek veren Schiller EVİNDEAynı cadde üstünde beş yüz metre kadar yürüyüp bir kahveye oturdum. Karşımda bu sefer Goethe’nin evi tüm haşmetiyle duruyordu. Uzun uzun eve baktım. "Bin dilli" yazar buraya, o dönemin sanatsever dükünün davetiyle gelmiş, sırtını ona dayamıştı. O geldiğinde Weimar’ın nüfusu 6 bin civarındaydı. Ünlü yazar, Almanya’nın ortalarındaki bu yeşil kentte öylesine huzur bulmuştu ki, ömrünün sonuna kadar, yani 50 yıldan daha fazla bir süre burada yazarın görkemli yaşamının kanıtlarından biriydi. Şimdi ise Almanya’nın en çok ziyaretçi çeken müzelerinden biriydi. İçeri girdim ve odalarda düşsel bir gezintiye çıktım. Eşyaların hepsi orijinaldi. Yani Goethe şu koltukta oturmuş, şu piyanoyu çalmış, şu çatal bıçakla yemek yemiş, kalemini şu hokkaya batırmıştı. Odaları gezerken Goethe’nin, edebiyatın tanrısal katından inip gündelik yaşamdaki bir insanın kılığına büründüğünü çıkıp, birçok ünlünün yüz yıllar önce bastığı kaldırım taşlarına basarak, dar sokakta yürümeye başladım. Müze evin tam karşısındaki Weiser Schwan beyaz kuğu adlı restoranın önünden geçerken, burnuma haşlanmış et ve lahana kokusu geldi. Burası Goethe’nin konuklarını ağırladığı lokantalardan biriydi. En sevdiği yemek ise, haşlanmış dana kaburgası, yanında Frankfurt’un ünlü yeşil sosu, maydanozlu patates ve kırmızı pancar salatasıydı. Lokantanın mönüsüne bakınca o yemeklerin hálá listede yer aldıklarını en eski oteli "Elephant"ın önünde durdum. Bir seyyar arabadan kentin meşhur sosisi Rostbratwurst aldım. Koca sosis küçük ekmeğin içinden taşmıştı. Neden bu sosisler için uzun sandviçler yapmayı akıl edemediklerine kızdım. Sosisi yerken, 16. yüzyılın başlarında yapılan ve dul düşes Anna Maria’nın konuklarını ağırladığı bu otelin dört yüz yıl öncesini düşlemeye orijinal Arnavut kaldırımlarından otelime dönerken, küçük Weimar’da, geçmişin içinde gezinmenin keyfini ŞEHİR BAMBERGGezideki üçüncü durağımız, Bamberg kentiydi. Bavyera’nın Frakonya bölgesindeki 70 bin nüfuslu bu kent, Almanya’da gördüğüm en sevimli yerlerden biriydi. İstanbul gibi yedi tepenin üstüne kurulmuş Bamberg’in ortasından geçen Regnitz Nehri’nin kıyısına sıralanmış evlerde oturanları kıskandım nedense. Balkonlarından çiçekler sarkan bu evlere bakarken, bir kartpostala girmişim gibi bir duyguya kapıldım. UNESCO tarafından, Dünya Kültür Mirası çerçevesinde koruma altına alınan Bamberg, İkinci Dünya Savaşı’nda bombardımana uğramayan ender kentlerdendi. Buna da kentin üstünü örten sis mani olmuştu. Bu kutsal örtü, kenti düşman uçaklarından nehir kıyısında bir kahveye oturup köprünün üstündeki tarihi belediye binasına baktım. Bina, polis şefinin ısrarıyla eklenen ev yüzünden ilginç bir görüntüye bürünmüştü. Kahvem bitince daracık sokaklarda dolaştım. Bu sokaklardaki evlerin her biri 500-600 yaşındaydı. Hele içinden mis gibi kokular yayılan fırının kuruluş tarihinin 1396 olduğunu okuyunca şaşırıp kaldım. Daha sonra "vahşi çekiciliği" ile öne çıkan katedrali, gül bahçesini gezip Bamberg’e "bir tepeden baktım".Bamberg güzelliği kadar biralarıyla da ünlüydü. Bu küçücük kentte tam 300 bira üreticisi vardı ve kişi başına günde bir litre bira tüketiliyordu. Onun için erkeklerin çoğunluğu göbekliydi ve onlara "Bamberg’in hamile erkekleri" adı takılmıştı. Kentin en önemli birası da "Rauchbier"dı. Koyu kestane renkli bu bira, is kokuluydu ve ağızda füme tatlar bırakıyordu. 1678’den beri bu tür birayı üreten bir birahaneye girip, kaba tahta masalardan birine oturdum. Asırlık binanın her tarafından is kokusu geliyordu. Sanki sobanın bacası tütüp her tarafı duman sarmıştı. Birahanenin altıncı nesil sahibi genç Mathias Trum, bira yapımında kullanılan arpaların odun ateşinde kurutulduğunu, is kokusunun bu yüzden oluştuğunu bir kent, damak çatlatan bira... Bamberg’den hiç ayrılmak gelmedi içimden. Bunun için gezinin son durağındaki Würzburg bana biraz yavan geldi. Zaten öyle sokaklarda taban patlatmadım. Eski kentte, nehrin kıyısındaki bir kahveye oturup, Leipzig, Weimar, Bamberg’i bir kez daha anımsamaya çalıştım.
Fransız koreograf Yannick Boquin'in, Alman yazar Goethe'nin, yaklaşık 250 yıl önce kaleme aldığında kendisi kadar sokaktaki gençleri de kıyafetinden ruh haline kadar etkileyen ''Genç Werther'in Acıları'' adlı romanını, romantik besteci Frederic Chopin'in müzikleri üzerine kurguladığı eseri, yarın Süreyya Operası'nda seyirciyle ile birlikte eseri sahneye koyan İzmir Devlet Opera ve Balesi sanatçısı Siner Gönenç, yaptığı açıklamada, Boquin'in, 2009'da Dünya Dans Günü kapsamında İstanbul seyircisi için eserden ufak bir parça sahnelediğini ve bunun büyük ilgi gördüğünü üzerine eserin tümünün 2 perde olarak sahneye taşındığını kaydeden Gönenç, Chopin'in 28 farklı piyano parçası üzerine kurgulanan eserin, 24 Aralık 2011'de gerçekleşen ilk temsilinin, dünya prömiyeri olma özelliği de taşıdığını Devlet Opera ve Balesi'nin, sezonun üçüncü bale eserinde repertuvarına ''Genç Werther'in Acıları''nı aldığını ifade eden Gönenç, genç Werther'in Charlotte'ye olan aşkını, orijinal romana bağlı yorumlayan Boquin'in, eseri, romantik dönemin en önemli bestecilerinden Chopin'in müzikleri üzerine kurguladığını ve lirizmi doruklara taşıdığını 28 parçasından oluşan repertuvarın, Bakü asıllı piyanist ve aynı zamanda İzmir Devlet Opera ve Balesi misafir sanatçısı Yelena Şekalyova tarafından canlı seslendirildiğini belirten Gönenç, bunun da esere ayrı bir güzellik kattığını eserin bir diğer sürprizinin ise bariton Bahadır Noyan Coşkun'un besteldiği aryayı seslendirmesi olduğunu ifade etti."ESER 18. YÜZYILI YANSITACAK"Siner Gönenç, eserde, ''Werther''i Erhan Güzel/ Mehmet Nuri Arkan, ''Charlotte''yi Deniz Zirek/Zuhal Balkan, ''Albert''i Barış Adikti/Ömer Erenler Albert'in yakın arkadaşı ''Wilhelm''i ise Egemen Kement/ Arkan ile grup danslarını İstanbul Devlet Opera ve Balesi sanatçılarının yorumlayacağını sokaktaki gençlerin kıyafetinden ruh haline kadar her şeyi etkileyen Goethe'nin eseri, bale sahnesinde de dönemine uygun olarak 18. yüzyılda geçeceğini ifade eden Gönenç, eserin ait olduğu dönem olan 18. yüzyılı andıran dekor ve kostümlerini başdekoratör İsmail Dede'nin hazırladığını, ışık tasarımını ise Bülent Darcan'ın yaptığını Gönenç, eserin geçen yıl ''Donizetti Klasik Müzik Ödülleri'' kapsamında ''Yılın Bale Dans Yapımı'' ödülüne layık görüldüğünü hatırlattı."SON DÖNEMDE KLASİK ÇALIŞILMIYOR"Siner Gönenç, ''Neden Genç Werther'in Acıları'nı sahneye taşıdınız?'' sorusu üzerine, Türkiye ve dünyada son dönemde yeni klasik eserlerin çok az çalışıldığını belirterek, yeni eserlerin genellikle modern üzerine kurulduğunu, bu nedenle klasik bir eseri yorumlamak adına ''Genç Werther'in Acıları''nı sahneye taşıdıklarını ''Balede, sanırım acıyı tarif etmek daha kolay'' müzikle birlikte ortaya çıktığını vurgulayan Gönenç, eseri Yannick'e en iyi Chopen'in anlattığını 1774 yılında iki haftada yazdığı mektup şeklinde ilerleyen romanın duygular üzerinde yazılan ilk roman olma özelliği taşıdığını vurgulayan Gönenç, romanın o dönemde hem halkı hem de Goethe'nin hayatını değiştirdiğini ve onları etkilediğini ''O bizim bebeğimiz'' diye tanımlayan Gönenç, ''Genç Werther'in Acıları''nı gelecek sezon Atina'da sahneleme planları olduğunu belirtti.''Genç Werther'in Acıları'', yarın, 25, 27 Aralık ile 3, 5, 8, 10 ve 12 Ocak'ta Süreyya Operası'nda izlenebilecek. ESERDE NELER OLUYOR?''Genç Werther'in Acıları'' adlı balenin konusu özetle şöyle ''Genç Werther, Charlotte'a duyduğu karşılıksız aşkın çaresizliği içinde acı çekmektedir. Yakın arkadaşı Wilhelm dışında kimseyle paylaşamadığı bu sır, giderek daha kötü bir tutku ve acıya dönüşür. Charlotte, Albert ile evlidir. Evliliklerinden kısa bir süre önce ölmüş olan annesinin onlara vasiyet ettiği üzere Charlotte ve 6 kardeşi Albert'in bahçeli evine yerleşmiştir. Werther, ona her ne kadar dayanılmaz acılar verse de zaman zaman bu genç çifti ziyaret eder. Werther, Charlotte ile kitaplar üzerine uzun uzun sohbet eder. Bu işin bir sonu olmadığını bilen Werther, şehri terk eder. Aylar sonra döndüğünde Charlotte ve Albert'in evlerinde verdiği büyük partiye katılır. Sonunda bir yolunu bulup Charlotte'a aşkını itiraf ederek öper. Kadın ne yapacağını şaşırmış bir şekilde koşarak uzaklaşır. Kahramanımızın asıl acılı günleri bundan sonra başlar.''AA
genç werther in acıları analiz